
Neredeyse herşey tatsız.
Böyle zamanlarda
“şu anda ne olursa bu ruh durumundan çıkardım?” diye sorarım kendi kendime ve en uçmuş şeyleri düşünmeye çalışırım-ki beceremem buna bile seçenekler yaratmayı... çünkü zaten bu ruh durumunun asli sebebi kafanın iyi çalışmamasıdır. Eh, olduğu kadar düşünürüm bişeyler ve tuhaftır, en uçmuşuna bile omuz silkerim romanlardaki gibi.
(dalgın dalgın baktı ve neden sonra omuz silkti)
piyangodan para çıkmış olsa?
Amaaan kim almaya gidecek, soyut nakit zenginliği. O kadar zengin olmuşum, kapıya kadar getirip bırakmıyorlar, nebiçimiş!
Ara ara somut bir şeyler ortaya koymak, üretmek, bunu da ben yaptım, diyebilmek gerek. Aylaklık iyi hoş, kendi isteğinle 9-6 cehenneminin dışında olmak muhteşem… gece yatarken yanına çalar saat koymamak harika, ama öğlene kadar uyumak da terbiyesizlik yani… filmler güzel, kitaplar arkamdaki kitaplıkta gözlerini kırpmadan bakıyorlar bana
(sanki).
Ayrıca saçım düz ama keşke hafif dalgalı olsaydı… ve şuralarda
(omzunun bir karış altını gösteriyor)… Yıllardır istediğim ruj rengini yakalayamadım ve yazları kışı, kışları da yazı özleyip durdum… Kavafis'in de o çok bilindik
Kent adlı şiiri vardı hani, böle zamanlarda hep gelir aklıma...
Bir de ne yazmıştı bizim deli msn kişisel iletisine;
“Anlamsızlık, varoluşun derinliklerinde uyuklar…”
Benimki bu ara uyandı, beni bırakın, siz kaçın!